Dijitalleşmenin zirve yaptığı bir çağda yaşıyoruz. Filmleri, dizileri ve hatta müzikleri artık "sahip olmak" yerine "kiralamayı" tercih ediyoruz. Ancak Avrupa'nın göbeği Almanya, bu akıma karşı direnç gösteren en ilginç kalelerden biri. Marketlerdeki devasa fiziksel medya reyonları bunun en büyük kanıtı.
Pek çok kişi Almanların teknolojiyi geriden takip ettiğini düşünebilir ancak durum aslında çok daha derin bir kültürel kodla, yani gizlilik hassasiyetiyle ilgili. Bu içeriğimizde, Almanların "Datenschutz" kavramına olan bağlılığının alışveriş alışkanlıklarını nasıl şekillendirdiğine yakından bakıyoruz.
Datenschutz: Yani Almanların dijital ayak izi korkusu

Almanya'da "Datenschutz" (veri koruma), sadece bir yasa değil, adeta bir yaşam tarzı. Tarihsel geçmişlerinden dolayı Alman halkı, kişisel verilerinin toplanması konusunda dünyanın en hassas toplumlarından biri.
Netflix veya Amazon Prime gibi servisler; ne izlediğinizi, nerede durdurduğunuzu ve hangi türleri sevdiğinizi saniye saniye kaydeder. Bir Alman için bu, özel hayatın ihlali anlamına gelebiliyor. Oysa bir mağazadan nakit parayla alınan Blu-ray disk, tamamen anonim bir eylemdir. Sizi kimse izlemez.
"Sahip olma" duygusu ve dijitalin geçiciliği

Çevrim içi platformlardaki içerikler, lisans anlaşmaları bittiğinde bir gecede kütüphaneden silinebiliyor. Parasını ödediğiniz bir hizmette, en sevdiğiniz filmin aniden yok olması Alman tüketicisi için kabul edilebilir bir durum değil. Fiziksel medya ise "sonsuz sahiplik" sunuyor.
Ayrıca Almanya'nın kırsal kesimlerinde internet altyapısının hâlâ istenilen seviyede olmaması da bir etken. Yüksek veri akış hızı ile donmadan, 4K kalitesinde film izlemenin en garantili yolu, hâlâ o diski oynatıcıya takmaktan geçiyor.